Gözünü açtığında başı çatlayacak gibiydi Kamil’in. Uzun zamandır böyle rahatsız uyumamıştı. Gördüğü rüya da cabasıydı. Ya bunu kontrol etmeyi öğrenmeli ya da bundan kurtulmalıydı. Kimdi bu Salih? Bu isimde hiç kimseyi tanımamıştı şimdiye kadar.
Başı dayanılmazdı. Bir ağrı kesici içmek için bir şeyler yemeliydi. Dolaba ekmeksiz yiyebileceği bir şeyler bulmak umuduyla baktı. Neyse ki geçen günkü alışverişten beri çok bir şey yememişti evden.
Bir şeyler atıştırdıktan sonra ecza dolabına yöneldi. Ecza dolabından ilacı alırken başı döndü ve yere düştü. Yere düşerken ilk yardım kutusunu da düşürdü. Yere düşünce açılan kutudan eski bir parşömen kâğıdı çıktı. Ayağa kalktı. Parşömen kâğıdını alıp merakla açarken bir yandan da bunu buraya kimin koyduğunu düşünüyordu.
Kâğıdın üzerinde bir yerin planı ve hangi dile ait olduğunu bilmediği bir alfabeyle yazılmış birtakım yazılar vardı. Başının ağrısını unutmuş ve hazırlanmaya başlamıştı. Parşömeni çantasına koydu. Niyeti birkaç sokak ötede sahaflığı ayakta tutmaya çalışan bilge görünüşlü kitapçının yanına gidip bunu göstermekti.
Çıkarken saatine baktı. Kitapçının acelesinin olmadığını, hem dersime girerim hem yabancı diller meslek yüksekokulundaki öğretim görevlilerine gösterebileceğini düşünüp okula gitti. Giderken karşılaşmayı beklediği kızla bir türlü karşılaşmadı. Küçük bir hayal kırıklığı içinde derse girdi.
Dersten çıkarken hiç kimseyle samimi olmamasına rağmen Mustafa ve Metin kantine bir şeyler içmeye davet ettiler. Bu çok sık olan bir şey değildi. Biraz da birilerinin onu bir şeyler yapmaya davet etmesi hoşuna gitti açıkçası.
Kantine gidip oturdular. Muhabbet döndü dolaştı. Tarihi eser kaçakçılığına geldi. Metin’in başından geçen olay Kamil’i yapacağı şey için bir kez daha düşünmeye itmişti. Metin’in dedesinden babasına tarla miras kalmıştı. Tarlada eski uygarlıklara ait kalıntılara rastlamışlardı. Böyle bir şeyle ilk defa karşılaşan Metin’in babası eşine dostuna durumu anlatmıştı. Kimin nereden haberi olduysa ertesi hafta Metin’in evine elleri silahlı adamlar gelmiş babasını zorla tarlaya götürmüşlerdi. Sonra tarihi kalıntıların hepsini toplayıp götürmüşlerdi. Onlar gittikten sonra jandarmaya ancak haber verebilmişlerdi. Jandarma babamın ifadesini alınca bir güzel fırçalamıştı babasını. Kalıntıları bulur bulmaz onlara haber vermeleri gerekiyormuş. Gelen adamlar gerçekten güçlü adamlarmış. Gücünü de önce içki ve kumardan, sonra tarihi eser kaçakçılığından elde etmeye devam edip şimdi de uyuşturucuya yönelen bir örgütmüş. Bu bilgileri de Metin’in babası jandarmalardan öğrenirken Metin duymuştu.
Muhabbetin biteceği yoktu. Kamil müsaade isteyip yanlarından ayrıldı. Parşömen olduğundan daha ağır bir yük olmuştu onun için. Büyük bir sorumluluk hissediyordu. Biraz daha beklemeye karar verdi. Kimseye parşömenden bahsetmeyecekti. Bakalım zaman ona ne gösterecekti?
Son zamanlarda yaşadıkları Kamil’e daha önce yapmadığı şeyler yaptırmıştı. Eve geldi. Üzerine rahat bir şeyler giyip televizyonun karşısına geçti. Kanallarda amaçsızca dolaşırken görüntü kalitesi, dublajı, olay akışı iyi diyebileceği bir kanalda durdu. Yayında kayıp şehir isimli bir film vardı. Devrin ünlü mucitlerinden birisi bir hapishaneyi boynuna astığı bir anahtara hapsetmeyi başarmıştı. Herhangi bir kapının anahtar deliğine sokup çevirdiğiniz zaman kendinizi bir hapishanenin koridorunda buluyordunuz. Çıkmak içinse tekrar aynı kapıdan çıkıp normal hayata dönüyordunuz. Kamil’in ilgisini çeken bu film bir romandan esinlenme olmalıydı. Zaten akıcı olan film mucidin anahtarı hapishanenin koridorunda unutmasıyla akıl almaz bir maceraya dönüşmüştü. Fakat Kamil birden filmden koptu. Aklına parşömeni geldi. Bu parşömeni de bir dünyanın planı olduğunu düşündü. Oralardan gelen bir yolcu planını burada unutup gitmiş olabilirdi. Yoksa! Salih…
Uyuyabilmek umuduyla yatağına yattı. Bir o yana döndü bir bu yana. En sonunda pes etti. Kalkıp televizyonu açtı. Haberler Kayseri’ye gelen canavardan bahsediyordu. Haberin sonunu dinlemeden kanalların arasında hızlıca dolaşmaya başladı. İlgisini çeken hiçbir şey yoktu. Televizyon da derdine derman olmamıştı.
Kapatıp kumandayı koltuğun üzerine fırlatıvermişti. Niye aldıysa bu televizyonu sanki. Hayıflandı kendi kendine. Bilgisayarına geçti sonra. Bu sıralar video sitelerinden birinde açılan bir kanala sarmıştı. İlginç konulara herkesten çok daha inandırıcı bir şekilde yaklaşıyordu.
Neyse ki bu ona göreydi. Uykusu gelene kadar izledi ve nihayet Salih’e kavuşacaktı. Kalkıp yatağına yattı ve kendini uykunun kollarına teslim etti.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder