Bir Eylül akşamıydı. Evdeydi. Televizyon açık, haber saatiydi. Açık olan kanal devletin kanalıydı. Bu, Kamil'in kafasını karıştırıyordu. Acaba gerçekten objektif haberciler miydi konuşanlar? Yoksa bir el kıçlarından girip ağızlarını mı kıpırdatıyordu? Bunu ne zaman öğreneceği konusunda hiçbir fikri yoktu. Bunların hiçbiri umurunda mı bunu da bilmiyordu. Kamil zaten bunu önemsemiyordu.
Kamil, bir üniversite öğrencisiydi. Okuduğu bölümü çok seviyor ama okumayı sevmiyordu. Okumak vakit kaybıydı çünkü onun için. Bir öğrenci okuyup mezun olana kadar 25 yaşını buluyordu. 25 yaş demek yolun yarısına 10 yıl kaldı demekti bazıları için. Zaten yirmi yaşından sonra başlıyordu en keyifli, en enerjik, en hayat dolu zamanı bir insanın. O zamanı da beş parasız, ödevlerin ve mecburi ders çalışmanın altında okumakla geçiriyordu. Okumakta sıkıntı yoktu. Elbetteki yararlıydı okumak ve gerekliydi fakat neden bu kadar uzun sürüyordu? Ne gerek vardı? İlk okul ve orta okulda kaliteli ve doğru bir eğitim sistemi olsaydı da universite artık iş hayatı olsaydı olmaz mıydı? Ama ne yazık ki sesi duyulmuyordu. Sussa gönlü razı değildi, konuşsa tesiri yoktu fuzuli'nin deyimiyle.
Bu sıralar yazmaya, hikayeler oluşturmaya özenmiş, merak salmış ya da ilgi duymuş her neyse... Birkaç bahaneyle Okula gitmemiş evinde oturmuştu. Ne yazacağını bilmez bir halde istekle almıştı bilgisayarını eline. Amacı sesini duyurmaktı. Kim olursa olsun birisi düşüncelerini bir şekilde duysun istiyordu artık. 'Ne yazsam?' diye düşünürken kendini yazmak gelmişti aklına ve başladı yazmaya: "bir eylül akşamıydı. evdeydi. Televizyon açık, haber saatiydi..."
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder