11 Kasım 2015 Çarşamba

2. bölüm

   Sabah uyandı Kamil. Karanlığa uyandı. Derin karanlık... Öyle ki hiçbir şey görmüyordu. Yatağından kalkmak istemedi bir türlü. Uyumak istiyordu tekrar. Bu ışıklarını kendinden esirgeyen dünyaya uyanmak istemiyordu. Ancak ne yazık ki uykusunu almıştı. Geçmişi düşündü. Geçmiş zannettiği şeyleri. Evet, adı geçmişti sadece. Oysa Kamil'de hala yaşıyordu, gerçekleşiyordu geçen(!) bütün olaylar.
   Liseye yeni başlamıştı. Kimya dersinde yaşadıkları geldi aklına. Kazanın olduğu dersti bu ders. Öğretmen o dersi laboratuvarda işlemek istemişti. Derste yapılan deneyde HCl de (halk arasında tuz ruhu) kullanılacaktı. Bunu biliyordu Kamil. Fakat zararını bilmiyordu. Öğretmeni masasını hazırlarken Kamil de öğretmenden habersiz pek de sağlam olmayan bir sandalyeye basıp yüksekçe bir raftan HCl'yi almaya çalışmıştı. Rafa boyu zarzor yeten Kamil cam şişeyi parmağının ucuyla hareket ettirebiliyordu. Şişeyi kaydırarak rafın sonuna getirmişti. Amacı avucuna düşürüp tutmaktı. Tam şişe düşecekken zaten çürümüş olan sandalye Kamil'i daha fazla taşıyamamıştı ve şişeyle beraber yere düşmüştü Kamil. Düştüğü yerden kalkmak istedi. Tutunacak bir yer aradı fakat hiçbir yeri göremiyordu. Arkadaşlarının çığlıklarını, öğretmeninin koşuşturmalarını duyabiliyordu sadece. Korkmuştu ama ne yapacağını da bilmiyordu. Kendini öğretmenin kollarına biraktı çaresizce. Bir yere taşımıştı öğretmeni onu sanırım arabasıydı. Motor çalışınca bundan emin olmuştu artık. Bir yandan ağlıyor bir yandan da öğretmenin sakinleştirici konuşmalarını dinliyordu. Öğretmeni Kamil'i hastahaneye getirip ailesi gelinceye kadar hastahanede kalmıştı.
   Hastahaneye gelip tedavisini olduktan sonra bir hafta hastahanede yatmıştı Kamil. Ömründe ilk defa hastahanede kalıyordu. Ailesi Kamil'in yanından hiç ayrılmadı. Ara sıra gözündeki bandajları tazeleyen hastabakıcının sesini duyuyordu. Annesi elleriyle yemeğini yediriyor, tuvaletine yardım ediyor ve her sabah Kamil'i temizliyordu. Doktorun dışarıda ailesiyle konuşmalarını dinliyordu. Umut vadediyordu doktor. Bu, Kamil'i de rahatlatıyordu. Bir hafta sonra artık gözünün sargısı açılacaktı. Doktor içeri girdi. yalnız değildi. yanındakiler konuşmuyordu ama başkalarının olduğunu hissedebiliyordu. Kamil'e selam verdikten sonra işe koyuldu. Diğer çoğu doktorun aksine bu doktorun konuşması sert değil, gayet nazikti. Çocuklarla konuşmasını da iyi biliyordu.
   Kamil bunları düşünürken ertelediği saatinin alarmı tekrar çalmaya başladı. Daha fazla uzanmadı. Yatağından doğruldu. Terliğini ayak yordamıyla buldu ve giydi. Saatinin alarmını kapattı. Kalktı yatağından. Yatağın rehavetini üzerinden atmak için esnedi. Etraf hala karanlıktı onun için. Dikkatlice pencereye doğru ilerledi. Perdeye dokundu, perdenin ayrım yerini buldu ve açtı. güneş doğrudan yüzüne vurup ısıtıyordu kemiklerine kadar. Pencereyi açtı. Kuşarın cıvıltısını, erkenden oyuna başlayan çocukların sesini, seyyar satıcının bağırışını, Haydar Abi'nin bakkalın kepengini açışını bir müddet dinledikten sonra etrafı seyretmek için gözündeki gece bandını çıkardı ve Haydar Abi'ye selam verdikten sonra elini yüzünü yıkamaya gitti.
   Aç hissetmiyordu. Kahvaltıyı ertelemeye karar verdi. Bir an önce yazmaya başlamak istiyordu. Seviyordu yazmayı. Sabırsızlanıyordu yazmaya başlamak için. Bir sayısal öğrencisiydi halbuki ama ne yapsın seviyordu işte. Oturdu bilgisayarının başına ve başladı yazmaya bizim çaylak yazar: 'Sabah uyandı Kamil. Karanlığa uyandı...'

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder