5 Haziran 2016 Pazar

8. Bölüm

 İşte hayatını monotonluktan kurtaracak macera sonunda bulmuştu kendisini. Okulla ev arasında geçen yolculuk yatak odasında dallanıp budaklanmıştı. Bunu mutlaka kitaplaştırmalıydı. kime anlatsa inanmazdı zaten. büyük ihtimalle de hasta olmuştu ama bu hastalığı yazacağı kitap belki avantaja dönüştürecek ve bir eser ortaya koyacaktı. Şimdilik bir zararı da yoktu hem.
 Titredi ve kendine geldi Kamil. Neler düşünmüştü böyle? Kitap ticari amaçla yazılmamalıydı. Hem bu hastalığın ne denli sorunlar çıkaracağını nasıl kestirebilirdi?
 Hiç vakit kaybetmeden bir doktora görünmeli bu hastalığın tedavisine başlamalıydı. ailesine haber verse iyi olurdu ama onları tedirgin etmek istemiyordu. Onlara söylediğinde ölümcül bir hastalığa yakalanmış gibi karşılayacaklarından adı gibi emindi Salih -pardon Kamil-.
 Gözü birden çantasının fermuarının arasından ucu görünen eski parşömene takıldı. Yok yok böyle olamayacaktı. Mutlaka doktora görünmeliydi. Zira tehlikeli bir hal alıyordu bu hastalık. Belki gerçek zannettiği bazı arkadaşları bile bir hayal ürününden ibaretti.
 Kalkıp karnını doyursa iyi olacaktı yoksa midesinin bir duvarı diğerini sindirmeye başlayacaktı.
 Dışarı çıktığında bulutsuz bir gökyüzüyle ruhu ferahlarken serin ve yumuşak esen bir rüzgar sayesinde bedeni de ferahladı. "İşte ideal hava budur.". Mırıldanmak hayal gücünün bir ürünü müydü acaba. Kamil böyle abuk sabuk şeyleri düşüne düşüne kendini hasta etmeyi başarmıştı sonunda.
 Nihayet gözünü açıp etrafa baktığında bakkalın gazeteleri düzenlediğini, berberin dükkanının önünü süpürdüğünü, aşıkların farklı pencerelerden bir birilerini seyrettiklerini, şirin komşusu Fahriye Abla'nın balkonda çamaşır serdiğini, mahallenin çocuklarının bir kısmının misket, bir kısmının top oynadığını, diğer bir kısmının da evcilik oynadığını, bir seyyar satıcının omuzunda kovalarıyla süt sattığını, bir başka satıcının zerzevat sattığını görmeyi diledi. Ne yazık ki gördüğü şeyler beton, egzoz dumanı ve yürüyen cesetlerden ibaretti. böyle bir yerde yaşayıp hasta olmamak mümkün değildi.
 Doğruca hastanenin yolunu tuttu. Psikiyatri bölümünü hep farklı düşünmüştü. Bir yerin ağrıdığında doktor bakar, dokunur, filmini çeker gerekirse. Fakat psikiyatri bambaşka. hiçbir makinenin görmediği bir rahatsızlık. Beş duyu organının hiçbirinin fark edemediği; kokmayan, hissedilemeyen, görünmeyen, tadı olmayan, duyulmayan bir rahatsızlık.
 Şimdiye kadar sadece düşünmek ve ufak tefek çıkarımlarda bulunmakla yetinmişti. Fakat hiç gidip muayene olmamış hatta görmemişti bile. Nihayet nasıl bir yer olacağını görecekti.
  Hastaneye gittiğinde neredeyse hiç sıra beklememişti. Bu onu sevindirdiği kadar telaşa düşürmüşü. Nitekim hiçbir hazırlık yapmamıştı neler anlatacağına dair. Her şey doktorun karşısında doğaçlama gerçekleşecekti.
 İçeri girdi. İçeride kahverengi tonu hakimdi. İçinden renklerin insanlar üzerinde bıraktıkları etkiler geldi. kırmızı iştah açıyordu, mavi sakinlik veriyordu, yeşil dinlendiriyordu... Fakat kahverengiyle ilgili bir şey yoktu. Hata gök kuşağında bile yok kahverengi. Peki bu rengin burada olmasının psikolojisini nasıl etkilemesi bekleniyordu. Bunları düşündükçe huzursuz oldu. Yoksa amaçları huzursuz etmek miydi? Yoksa kahve renginin insan üzerine bıraktığı etki bu muydu? Huzursuzluk...
 Kahve renginin içerisinde siyah takım elbiseli bir adam oturuyordu. Kendisine bu özgüvenin diplomasından mı yoksa bilgisinden mi olduğu belli olmayan bir adamdı.
  Sonunda Kamil'in dikkatinin kendisinde olduğunu görünce yüzünde 'ben dostum ve sana yardım etmeye hazırım' ifadesi açıkça belirdi. Kafasını ve elini önündeki koltuğa doğru çevirerek büyük bir ustalıkla hiç konuşmadan 'otur' komutunu vermişti. Belli ki bu işi çok kez yapmıştı ve bu işte oldukça ustalaşmıştı.
 Kamil koltuğa oturduğunda doktor kendisine yumuşak bir ses tonuyla; ' kendini olabildiğince rahatlat. evindeki koltuğuna oturuyormuş gibi otur. Hatta seni daha çok rahatlatacaksa uzanabilirsin.' dedi.
 Kamil, bunu duyunca modemiyle takas ettiği koltuğu aklına gelmişti ve hafif bir tebessüm etmekten kendini almadı.
 Kamil yerleşince doktor; ' şikayetin nedir?' dedi.
 Kamil her şeyi olduğu gibi anlattı. Doktorda herhangi bir düşünme ya da şaşırma olmadı. Sanki her hasta aynı problemle geliyormuş, her şey gün gibi açık, teşhis kabak gibi ortadaymış gibi davranıyordu.
 Kamil'in anlattıkları bitince doktor bir reçete yazdı. 'bu ilaçları aksatmadan kullan. Psikoloji göründüğü gibi soyut değil, kimyasal olan tarafı da vardır Kamil Bey. Bu ilaçlar düşüncelerinizin kimyasal kısmını düzene koymada bize yardımcı olacak. Hastalığınızın tedavisi oldukça kolay. Yapmanız gereken şeyler ilaçlarınızı düzenli kullanmak ve haftada iki gün beni ziyaret etmek. Bunu yapabilirsin değil mi?'
 Onaylamak anlamında başını sallayınca doktoru; ' Peki o zaman haftaya görüşürüz.' diyip ayağa kalktı ve kapıya kadar uğurladı hastasını.
 Önce eczaneye uğrayıp ilaçlarını aldı ardından evinin yolunu tuttu. Doğrusu Salih' in şırdan düşkünü bebeğini merak ediyordu.
 Evine vardığında penceresi açılmış televizyonu gitmişti. eksik Başka bir şey olup olmadığını kontrol ettiğinde herhangi bir eksik göremedi neyse ki. Doktorun verdiği rahatlamanın üzerine televizyondan da zahmetsizce kurtulduğu çok iyi gelmişti. artık rahat bir uyku çekebilirdi.
 Pijamalarını giydi. yatağına uzandı. uykuya daldığını fark etmedi bile...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder