22 Kasım 2015 Pazar

3. bölüm

Bilgsayarını kapattı. İçinde kötü bir his vardı. İçi daralıyor, canı hiçbir şey yapmak istemiyordu. Saatine baktı. Derse az kalmıştı. Kalkıp hemen hazırlanması gerekiyordu. Hiç acelesi yokmuş gibi kalktı. Mutfağa gidip yiyecek bir şeyler koydu masaya. oturdu yemek için. Fakat telefonunun sesiyle kalkmak zorunda kaldı. arayan annesiydi. tek başına evde kalmaya başladığından beri annesi onun için çok endişeleniyor, her fırsatta arıyordu Kamil'i. açtı telefonu:
-alo annecim...
-babana anne demeye utanmıyor musun? eşşoğlueşşek!
-nasılsın babacım? iyi misin ?
-iyiyim oğlum. sen nasılsın?
-ben de iyiyim ellerinden öperim baba.
-nasıl gidiyor dersler?
-bilmiyorum ki ben de şimdi bakmaya gidecektim. 
-hahaha... iyi git bak bakalım. iyi değilse düzeltirsin gitmişken. 
-merak etme baba zaten bıraktığımda iyiydi.
-tamam oğlum. anneni veriyorum. bir isteğin var mı?
-canının sağlığı baba kendine iyi bak.
-oğlum ?
-annem?
-nasılsın oğlum iyi misin?
-iyiyim allaha şükür annem sen nasılsın?
-ben de iyiyim çok şükür. gelmeyi düşünüyor musun bu aralar?
-vizelere kadar tatil yok. vizelere de daha çok var. bu aralar gelemem. vizelerden sonra inşallah.
-inşaallah oğlum. hadi var mı bir isteğin oğlum?
-yok annem sen de kendine iyi bak. yorma kendini çok. selam söyle Kamile'ye de okuldadır herhalde o şimdi.
-evet oğlum okulda. aleykümselam. hadi görüşürüz.
-görüşürüz annem.
  annesinin kendisi için bu kadar endişelenmesini ne kadar yersiz bulsa da hoşuna da gitmiyor değildi. başlayamadığı kahvaltının başına geçti tekrar. Fakat zaten az olan iştahı hiç kalmamıştı. sofrayı kaldırdı. giyindi ve okula gitmek üzere çıktı evden. vakti dar olmasına rağmen yürümeyi tercih etti. yürümek hoşuna gidiyordu. bazı şeyleri düşünmeye, derslerde ve ya başka yerlerde öğrendiklerini kafasında analiz ediyor, kendince yorumlar ekleyip tamamlıyor, tamamlanmayan kısımları tekrar araştırıyordu. şizofreniyi düşünüyordu bu aralar. nasıl bir hastalıktı? çok fazla araştırması yoktu bunun hakkında. ama en kısa sürede araştırmayı düşünmüyor değildi. filmlerden gördüğü kadarıyla yetindi şimdilik ama düşünmeyi ihmal etmedi. şizofreniye olan merakı onu şizofren olmak istemeye itiyordu. bu da şizofren olmak istemesine. ara sıra kendini şizofren olarak düşünüyordu. yanındaki arkadaşlarının öğretmenlerinin ya da kardeşinin, annesinin ya da babasının aslında kafasında kurduğu hayaller olduğunu düşünüyordu arasıra. fakat her defasında onları diğer insanların da görebildiğini fark ediyordu. fakat zaten şizofren olan insanlarda da böyle olmasa inanmazlardı herhalde. 
  kafası bunlarla dolup taşarken arkasından çalan bir korna sesiyle irkildi. arkasına dönüp ağzını açtı. tam küfre başlayacakken kapattı ağzını. yutkundu. öylece kalakaldı. ilk defa görmüyordu korna çalanı fakat her gördüğünde ilk defa görüyormuşcasına irkiliyordu. gözleri bir an için kararıyordu. peki neden? neden bu tepkiler bedenindeki? nasıl oluyor da sadece görmesi, sesini duyması ya da kokusunu alması onu bu kadar etkiliyordu? en kısa zamanda bunu da araştırmalıydı. acaba birileri buna bir cevap bulabilmiş miydi? 
  'ne bakıyorsun öyle aval aval Kamil? atlasana götüreyim seni de fakülteye kadar.' 

11 Kasım 2015 Çarşamba

2. bölüm

   Sabah uyandı Kamil. Karanlığa uyandı. Derin karanlık... Öyle ki hiçbir şey görmüyordu. Yatağından kalkmak istemedi bir türlü. Uyumak istiyordu tekrar. Bu ışıklarını kendinden esirgeyen dünyaya uyanmak istemiyordu. Ancak ne yazık ki uykusunu almıştı. Geçmişi düşündü. Geçmiş zannettiği şeyleri. Evet, adı geçmişti sadece. Oysa Kamil'de hala yaşıyordu, gerçekleşiyordu geçen(!) bütün olaylar.
   Liseye yeni başlamıştı. Kimya dersinde yaşadıkları geldi aklına. Kazanın olduğu dersti bu ders. Öğretmen o dersi laboratuvarda işlemek istemişti. Derste yapılan deneyde HCl de (halk arasında tuz ruhu) kullanılacaktı. Bunu biliyordu Kamil. Fakat zararını bilmiyordu. Öğretmeni masasını hazırlarken Kamil de öğretmenden habersiz pek de sağlam olmayan bir sandalyeye basıp yüksekçe bir raftan HCl'yi almaya çalışmıştı. Rafa boyu zarzor yeten Kamil cam şişeyi parmağının ucuyla hareket ettirebiliyordu. Şişeyi kaydırarak rafın sonuna getirmişti. Amacı avucuna düşürüp tutmaktı. Tam şişe düşecekken zaten çürümüş olan sandalye Kamil'i daha fazla taşıyamamıştı ve şişeyle beraber yere düşmüştü Kamil. Düştüğü yerden kalkmak istedi. Tutunacak bir yer aradı fakat hiçbir yeri göremiyordu. Arkadaşlarının çığlıklarını, öğretmeninin koşuşturmalarını duyabiliyordu sadece. Korkmuştu ama ne yapacağını da bilmiyordu. Kendini öğretmenin kollarına biraktı çaresizce. Bir yere taşımıştı öğretmeni onu sanırım arabasıydı. Motor çalışınca bundan emin olmuştu artık. Bir yandan ağlıyor bir yandan da öğretmenin sakinleştirici konuşmalarını dinliyordu. Öğretmeni Kamil'i hastahaneye getirip ailesi gelinceye kadar hastahanede kalmıştı.
   Hastahaneye gelip tedavisini olduktan sonra bir hafta hastahanede yatmıştı Kamil. Ömründe ilk defa hastahanede kalıyordu. Ailesi Kamil'in yanından hiç ayrılmadı. Ara sıra gözündeki bandajları tazeleyen hastabakıcının sesini duyuyordu. Annesi elleriyle yemeğini yediriyor, tuvaletine yardım ediyor ve her sabah Kamil'i temizliyordu. Doktorun dışarıda ailesiyle konuşmalarını dinliyordu. Umut vadediyordu doktor. Bu, Kamil'i de rahatlatıyordu. Bir hafta sonra artık gözünün sargısı açılacaktı. Doktor içeri girdi. yalnız değildi. yanındakiler konuşmuyordu ama başkalarının olduğunu hissedebiliyordu. Kamil'e selam verdikten sonra işe koyuldu. Diğer çoğu doktorun aksine bu doktorun konuşması sert değil, gayet nazikti. Çocuklarla konuşmasını da iyi biliyordu.
   Kamil bunları düşünürken ertelediği saatinin alarmı tekrar çalmaya başladı. Daha fazla uzanmadı. Yatağından doğruldu. Terliğini ayak yordamıyla buldu ve giydi. Saatinin alarmını kapattı. Kalktı yatağından. Yatağın rehavetini üzerinden atmak için esnedi. Etraf hala karanlıktı onun için. Dikkatlice pencereye doğru ilerledi. Perdeye dokundu, perdenin ayrım yerini buldu ve açtı. güneş doğrudan yüzüne vurup ısıtıyordu kemiklerine kadar. Pencereyi açtı. Kuşarın cıvıltısını, erkenden oyuna başlayan çocukların sesini, seyyar satıcının bağırışını, Haydar Abi'nin bakkalın kepengini açışını bir müddet dinledikten sonra etrafı seyretmek için gözündeki gece bandını çıkardı ve Haydar Abi'ye selam verdikten sonra elini yüzünü yıkamaya gitti.
   Aç hissetmiyordu. Kahvaltıyı ertelemeye karar verdi. Bir an önce yazmaya başlamak istiyordu. Seviyordu yazmayı. Sabırsızlanıyordu yazmaya başlamak için. Bir sayısal öğrencisiydi halbuki ama ne yapsın seviyordu işte. Oturdu bilgisayarının başına ve başladı yazmaya bizim çaylak yazar: 'Sabah uyandı Kamil. Karanlığa uyandı...'

10 Kasım 2015 Salı

1. bölüm

    Bir Eylül akşamıydı. Evdeydi. Televizyon açık, haber saatiydi. Açık olan kanal devletin kanalıydı. Bu, Kamil'in kafasını karıştırıyordu. Acaba gerçekten objektif haberciler miydi konuşanlar? Yoksa bir el kıçlarından girip ağızlarını mı kıpırdatıyordu? Bunu ne zaman öğreneceği konusunda hiçbir fikri yoktu. Bunların hiçbiri umurunda mı bunu da bilmiyordu. Kamil zaten bunu önemsemiyordu.

     Kamil, bir üniversite öğrencisiydi. Okuduğu bölümü çok seviyor ama okumayı sevmiyordu. Okumak vakit kaybıydı çünkü onun için. Bir öğrenci okuyup mezun olana kadar 25 yaşını buluyordu. 25 yaş demek yolun yarısına 10 yıl kaldı demekti bazıları için. Zaten yirmi yaşından sonra başlıyordu en keyifli, en enerjik, en hayat dolu zamanı bir insanın. O zamanı da beş parasız, ödevlerin ve mecburi ders çalışmanın altında okumakla geçiriyordu. Okumakta sıkıntı yoktu. Elbetteki yararlıydı okumak ve gerekliydi fakat neden bu kadar uzun sürüyordu? Ne gerek vardı? İlk okul ve orta okulda kaliteli ve doğru bir eğitim sistemi olsaydı da universite artık iş hayatı olsaydı olmaz mıydı? Ama ne yazık ki sesi duyulmuyordu. Sussa gönlü razı değildi, konuşsa tesiri yoktu fuzuli'nin deyimiyle.

     Bu sıralar yazmaya, hikayeler oluşturmaya özenmiş, merak salmış ya da ilgi duymuş her neyse... Birkaç bahaneyle Okula gitmemiş evinde oturmuştu. Ne yazacağını bilmez bir halde istekle almıştı bilgisayarını eline. Amacı sesini duyurmaktı. Kim olursa olsun birisi düşüncelerini bir şekilde duysun istiyordu artık. 'Ne yazsam?' diye düşünürken kendini yazmak gelmişti aklına ve başladı yazmaya: "bir eylül akşamıydı. evdeydi. Televizyon açık, haber saatiydi..."