-alo annecim...
-babana anne demeye utanmıyor musun? eşşoğlueşşek!
-nasılsın babacım? iyi misin ?
-iyiyim oğlum. sen nasılsın?
-ben de iyiyim ellerinden öperim baba.
-nasıl gidiyor dersler?
-bilmiyorum ki ben de şimdi bakmaya gidecektim.
-hahaha... iyi git bak bakalım. iyi değilse düzeltirsin gitmişken.
-merak etme baba zaten bıraktığımda iyiydi.
-tamam oğlum. anneni veriyorum. bir isteğin var mı?
-canının sağlığı baba kendine iyi bak.
-oğlum ?
-annem?
-nasılsın oğlum iyi misin?
-iyiyim allaha şükür annem sen nasılsın?
-ben de iyiyim çok şükür. gelmeyi düşünüyor musun bu aralar?
-vizelere kadar tatil yok. vizelere de daha çok var. bu aralar gelemem. vizelerden sonra inşallah.
-inşaallah oğlum. hadi var mı bir isteğin oğlum?
-yok annem sen de kendine iyi bak. yorma kendini çok. selam söyle Kamile'ye de okuldadır herhalde o şimdi.
-evet oğlum okulda. aleykümselam. hadi görüşürüz.
-görüşürüz annem.
annesinin kendisi için bu kadar endişelenmesini ne kadar yersiz bulsa da hoşuna da gitmiyor değildi. başlayamadığı kahvaltının başına geçti tekrar. Fakat zaten az olan iştahı hiç kalmamıştı. sofrayı kaldırdı. giyindi ve okula gitmek üzere çıktı evden. vakti dar olmasına rağmen yürümeyi tercih etti. yürümek hoşuna gidiyordu. bazı şeyleri düşünmeye, derslerde ve ya başka yerlerde öğrendiklerini kafasında analiz ediyor, kendince yorumlar ekleyip tamamlıyor, tamamlanmayan kısımları tekrar araştırıyordu. şizofreniyi düşünüyordu bu aralar. nasıl bir hastalıktı? çok fazla araştırması yoktu bunun hakkında. ama en kısa sürede araştırmayı düşünmüyor değildi. filmlerden gördüğü kadarıyla yetindi şimdilik ama düşünmeyi ihmal etmedi. şizofreniye olan merakı onu şizofren olmak istemeye itiyordu. bu da şizofren olmak istemesine. ara sıra kendini şizofren olarak düşünüyordu. yanındaki arkadaşlarının öğretmenlerinin ya da kardeşinin, annesinin ya da babasının aslında kafasında kurduğu hayaller olduğunu düşünüyordu arasıra. fakat her defasında onları diğer insanların da görebildiğini fark ediyordu. fakat zaten şizofren olan insanlarda da böyle olmasa inanmazlardı herhalde.
kafası bunlarla dolup taşarken arkasından çalan bir korna sesiyle irkildi. arkasına dönüp ağzını açtı. tam küfre başlayacakken kapattı ağzını. yutkundu. öylece kalakaldı. ilk defa görmüyordu korna çalanı fakat her gördüğünde ilk defa görüyormuşcasına irkiliyordu. gözleri bir an için kararıyordu. peki neden? neden bu tepkiler bedenindeki? nasıl oluyor da sadece görmesi, sesini duyması ya da kokusunu alması onu bu kadar etkiliyordu? en kısa zamanda bunu da araştırmalıydı. acaba birileri buna bir cevap bulabilmiş miydi?
'ne bakıyorsun öyle aval aval Kamil? atlasana götüreyim seni de fakülteye kadar.'